17 Aralık 2016 Cumartesi, 15:16
Zümrüt Yılmaz
Zümrüt Yılmaz zumrutyilmaz@turkbeleni.com Tüm Yazılar

Türkiye’de Suriyeli olmak

Geçtiğimiz hafta ”Halep’te insanlık ölüyor”  başlıklı yazımda Halep’te kalanların ölümün kıyısındaki hayat mücadelelerinden  bahsetmiştim sizlere.Şimdi kaybedecek bir şeyleri olup en yakın ülkelere sığınarak başka bir savaşın içine düşenlerin  yaşadığı ”içsel savaşa”değinmek istiyorum. ”Ben olsaydım vatanımı bırakmazdım” diyenlerle  birlikte vatanını bırakmayan Suriyelilerin yaşadıklarını gördük. Evini,yurdunu,anılarını ardı sıra bırakarak kayıplarına bir yenisini daha eklemek istemeyen Suriyelilerin vatanlarından ayrıldıktan sonra girdikleri ülkelerde yaşadıkları ayrı bir savaş daha var.

Halep artık insanların diri diri yandığı bir cehennem.Orada kalanlar vatanını bırakmamanın, sevdiklerinden vazgeçmemenin bedelini;  onların bir enkaz altında kalışını,aç kalışını,bedeninin parçalanışını görerek ya da en acı şekilde can vererek ödediler.Ya diğerleri…  Bir sınırdan geçtiler ama savaşları bitmedi. Önce bilmediği bir ülkenin  bilmediği bir şehrinde sığınacak bir yer bulmaya çalışmak  sonra açlıkla baş etmek en temel göreviydi diğerlerinin yaşamayı hak etmeleri için.İş yok,para yok; can acısı ve hasret çok… Onlara karşı oluşmuş onca ön yargı varken,dillerini bilmedikleri ülkelerde istenmedikleri gerçeğiyle yüzleşmeleri ne kadar da zor aslında. Suriyeli bir gençle yapılan bir röportajda şöyle demişti:”Biz birbirimizi öldürüyorduk, benimle birlikte gelenler bunu yapmamak için vatanını terk etti.Dayımın oğlunu,teyzemin oğlunu öldürmemek için geldim.Düşmanımız dışarıdan olsaydı gelmezdik,vatanımızı bırakmazdık ama düşmanımız içerden,bizden!Korku değil bu gelişin sebebi…”

Dört çocuğuyla 1.5 yıl savaşı yaşamış sonrasında zor şartlarda,kendini şanslı sayarak, Türkiye’ye sığınmış bir mülteci 2.5 yıldır Türk Kızılay’ının yardımlarıyla hayatta kaldıklarını,Türk insanının onlara kardeş gibi davrandığını,savaşta  tüm akrabalarının  öldüğünü anlatıyor.Tek istediklerinin savaş bitince ülkelerine  dönüp çocuklarının eğitimini karşılayabilmek ve karınlarını doyurabilecek bir iş bulmak olduğunu söylüyor. Her ne kadar Türk Kızılay’ı birçoğuna her türlü yardımda bulunsa da onlar alıştıkları yaşam şeklinden, ailelerinden,evlerinden uzakta olmanın özlemi ve yaşadıkları acıyla bir yere ait olamamanın verdiği  burukluğun  içindeler.

Türkiye açık kapı politikası çerçevesinde kapısına gelen hiçbir Suriyeliyi geri çevirmedi.Bugün Türkiye’nin Suriyeliler için harcadığı para 5.5 milyar dolara ulaştı.İç çatışmadan önce 20 milyonun yaşadığı Suriye’nin yarısı Türkiye’de.Savaşın bir ülkeyi getirdiği acınası hal ortada lakin sığınmacıların girdikleri ülkede neden olduğu ekonomik kriz de ortada. Yurtdışından gelen yardım oranı , harcananın sadece yüzde 4’ü kadar.Türkiye sığınmacılara hiçbir ülkenin yapmadığını yaparak birçok alanda ayrıcalık tanıdı. Onlar için oluşturulan kamplar, hem ekonomik anlamda uygun hem de güvenli olması nedeniyle tercih ediliyor.Eğitim alanında birçoğu konuk öğrenci vasfıyla eğitimlerine devam edebiliyor. Türkçe öğrenebilmeleri için Suriyelilerin çoğunlukta bulundukları şehirlerde  onlara özel derslikler açıldı.Elbette bu atanamayan Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenleri için de kadrolu bir iş imkanı olması yönünden olumlu bir şeydi. İş alanında ise hem ucuz hem de yetenekli iş gücüne sahip olduklarından, iş verenler tarafından öncelikli olarak tercih edilerek  ekonomiye de katkıda bulunmaları sağlandı. Sermayesini  ve işini Türkiye’ye taşıyan çok sayıda Suriyeli iş adamı kurduğu fabrika ve şirketlerle bir nebze de olsa ülkemizde sebep oldukları krizin aşılabilinmesinde  önemli rol oynadı. Elbette bu olumlu yönlerin yanında oluşan olumsuzluklar da yok değil. Ucuz iş gücü kendi halkımızı işsiz bıraktı,Suriyelilere kiralamak için  onların çoğunlukta olduğu bölgelerdeki ev kiralarının  iki katına çıkarılması halkımızın da mağduriyetine sebep oldu ve daha fazla kiralanmak üzere yapılan yeni evler çarpık kentleşmeye sebep oldu.Mülteciler çoğunlukla  Suriye-Türkiye sınırındaki şehirlere yerleşmiş olsalar da ülkenin birçok bölgesine dağılmış, iş bulamamış, bir haneye sığınamamış olanlar yüzünden  (kültür seviyesi yüksek olanların başka ülkeler tercih ederek gitmesinden ve ülkemizde kalanların kültür seviyesi düşük olanlardan oluşması sebebiyle) hırsızlık,dilencilik ve fuhuşta artışa neden oldu.

Sonuca  bakacak olursak” iyilik yap iyilik bul” çerçevesinde Türk misafirperverliğinden ödün vermeden, empati yaparak gelenlere kucak açmış olsak da bu uğurda ayağımıza  taşların battığı yadsınamaz bir gerçek.

Gidene zor, kalana daha da zordu; anlıyoruz  da  kapıyı açanın suçu neydi?

 

 

Üye Girişi yaptıktan sonra yorum yazabilirsiniz. Giriş

Turkbeleni Gazetesi