30 Ocak 2017 Pazartesi, 13:14
Zümrüt Yılmaz
Zümrüt Yılmaz zumrutyilmaz@turkbeleni.com Tüm Yazılar

Gecikmiş itiraflar

Dışarıda yağmur yağıyordu.Kadının gözyaşları yağmura karışıyor sanki bir sel olup şehrin üzerine boşalıyordu.”Nerdesin adam?” diyordu içinden.”Gözyaşlarımı gönderdim sana görmüyor musun? Gün güneşe küstü, kalbim şeytanın fitnesine yenik düştü,sen yoksun! Cevabını bilmediğim sorularla boğuşurken yaşadığımız  anılara sığınamaz oldum.Öldün mü be adam, cevap versene! Onca mesaj yazdım,aradım ama açmadın… Meraklanma işim var,benden haber bekle desene!”

İsyanı gidene miydi yoksa yapayalnız ortada kırık bir kalple kalan kendisine miydi bilemedi kadın.Şehri yağmurlar ıslattı,gözyaşları yastıkları…Gece uykularından inleyerek uyandı,adamın yatağına sinen kokusunu içine çekip karanlığa mırıldandı:”Şimdi sen yoksun ya herkes sana benzeyecek…” Dalgındı kadın,kırgındı.Dört duvarın arasında kendisiyle hesaplaşmadaydı.Nerede yanlış yapmıştı? Kırık dökük bir aşk hikayesi vardı şimdi elinde, tamamlanamayan ve belki de bir daha hiç tamamlanamayacak olan…

Ömürlerinin baharında bir çifttiler tanıştıklarında. Aşkları siyah beyaz  Türk filmi gibi başlamıştı.Koridorda çarpışarak ellerinden düşürdükleri kitapları yoktu belki ama kitapları toplayan aşıkların ilk bakışması vardı karşılaştıkları o anda.Mevsimlerden bahardı.Dışarıda güneşli  güzel bir hava vardı…

-Adam kafenin kapısını içeri doğru itip ilk adımını atmıştı ,gülümseyerek.

-Kadın masanın kapıya dönük kısmında oturmuş sohbet ediyordu arkadaşıyla, gülümseyerek.

Göz göze geldiler…Kadın birden çıkacakmış gibi hoplayan kalbinden anlamıştı olacakları.Hisleri onu hiç yanıltmazdı… Tanışmaları hatta kaynaşmaları pek vakit almadı  zira çok kendinden emindi adam,işini şansa bırakmadı.Israrcı yapısı ve hoş gülümsemesiyle kaptı kadından telefon numarasını. Gençti adam,korkusuzdu,inançlı bir o kadar da inatçıydı.Samimi ve sıcaktı kadın,ürkekliğini saklamayı beceremeyecek kadar.Sohbetleri başladı mı dünyayı kurtarırlardı.Birbirlerine anlattıkça çoğalır,çoğaldıkça bir olurlardı.Hiç bitmeyecekmiş gibi gelirdi konuşulacak konular.Şiirler,kitaplar,eşsiz aşklar,çocuklar  her biri  ayrı ayrı konu olurdu uçsuz bucaksız sohbetlerine… Yan yana huzur bulurlardı.

Konuşkandı  kadın ama daha güzel konuşan adamın yanında suskunlaşmıştı bir zaman sonra. Bu hızlı aşk hikayesinde adamın hayalleri olamazsam diye düşünürken kaybetme korkusu yüreğini kanatmıştı.Korkularını susturamadı.Sustukça  sevgisini anlatamadı.Mühürlendi dudakları…

Ne olduğunun farkında  değildi adam,konuşsun istiyordu. Bir şiir okudu kadına:

…Benim doğduğum köyleri

Akşamları eşkıyalar basardı.

Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem

Konuş biraz!…

Kısacık bir zamanda bir rüya gördüler.Bu rüyada çocuklar gibi eğlendiler, birbirlerine oyunla güvendiler!

Planlar yaptı adam anlatmadı kadına,hayaller kurdu kadın söylemedi adama.

Son gün…Kapıdan yolcu etti adamı,caddede gözden kayboluncaya kadar penceresinden gidişini izledi.Sevdi,okşadı gözleriyle dokunmaya çekindiği adamı,dualar etti ardından ama içinde bir endişe vardı.Hisleri yanıltmadı yine kadını.Adam kayboldu o günden sonra kadın kalakaldı tek başına anlamsız sorularla.Yağmurlar yağdı…Gözyaşları yağmura karıştı…

Kadın terk edildiğini anladı.Heveslikmişsin, dedi kendi kendine,yargıları kalbini daha da acıttı.Ne yana baksa adam vardı.Artık her şiir ona yalandı…

Yıllar geçti aradan.Unutamadı kadın adamı, kah gülümseyerek andı kah isyan ederek.Yıllar girdi araya yollar girdi.Yarım kalan kırık dökük bu aşk hikayesi ikisinde de bir izdi.

Bir gün bir tesadüfle yolları kesişti.Karşı karşıya geldiler bir kafede.Yaşlarını  almışlardı ama kaldıkları yerden hiç yol almamış olacaklar ki içerideki onca kalabalığı delen bakışlarındaki sessiz konuşmaları bir birine esirdi.Gülümseyerek sımsıcak sesiyle geldi adam kadına: ”Nasılsın”dedi. Kadın gülümsedi:” Başkasıyla avuttum kendimi ama seni unutamadım ”dedi.

Hesaplaşacaklar  derken” gecikmiş itiraflar” yaşamlarının tüm gerçekliğini yüzlerine vurdu.Acımtırak bir şerbet tadında içtikleri yalnızlıkları, ayrı geçen onca zamanı bir yanlış anlama yüzünden kaybettikleri gerçeğiyle yüzleştirdi.

Adam haber vermeden gitmeye mecbur olmuş ama kadınını bekler sanmış.Kadın tek bir söz söylemeden terk edilmeyi hazmedememiş yaşadığı hüzne kendini kurban etmiş.

Yıllarca hayalini kurduğu karşılaşma ve hesaplaşma hiç de sandığı gibi olmamış kadının.İçindekileri dökünce mutlu olurum sanmış ama olmamış.Çünkü başka hayatların içinde pişmanlıklarına tutunarak yaşamanin, kavuşmanın imkansızlığıyla yüzleşmekten daha az canını acıttığını sonradan fark etmiş.

Gecikmiş itiraflar onca kaybedilen zamanın acısıyla  yüreklerini yakmış.

Masadan ayrılırken hayal kurmuş adam… Kaybettiği onca zamana inat sımsıkı sarılmış kadına.Saçlarını okşamış.Kirpiklerinden öpmüş,dokunmaya kıyamamış.Pencere kenarına yanaşmış kadın.Usulca bir yağmur başlamış,sevinçten akan gözyaşları yağmura eşlik ediyormuş.Gecenin karanlığında adam yeni bir masal yazmış…

 

 

 

Üye Girişi yaptıktan sonra yorum yazabilirsiniz. Giriş

Turkbeleni Gazetesi