18 Mart 2017 Cumartesi, 01:35
Berke Battal
Berke Battal berk-e1905@hotmail.com Tüm Yazılar

Çanakkale Kahramanı: Mustafa Kemal Paşa

Merhabalar sevgili okuyucular, bugün masalların raflara kaldırıldığı, ateş başında okunan destanların son  bulduğu yalnız kitaplarda okudunuz hikayelerin ise kifayetsiz kaldığı bir gündeyiz.

Bugün öylesine bir gün ki hem gerçek hem de hiçbir kavimin ekstra bir şey katması gerekmeyen bir olay.

Yaşanmışların içerisinde hiç şüphesiz en dikkat çekicilerden.

Koskoca Dünya Savaşı gördü bu dünya lakin böylesi ne görüldü ne duyuldu.

Adeta dünya ya ahlak dersi savaş sırasında verildi.

Bir millet küllerinden tekrar doğdu.

İmanın, isteğin, arzunun ve devlet sevgisinin ; mermilere, silahlara ve süngülere geçtiği yerin adı

Çanakkale’ydi.

Evet bugün sizlere Çanakkale Savaşını anlatacağım …

 

Ne kadar anlatsak aslında boş.

Ne desek kifayetsiz.

Övsek , halimize bakıp utanacağımız; şanlılığını söylemesek de 7 ceddimiz yüzümüze tüküreceği bir gün.

 

Şimdi kapatın gözlerinizi ve o anları hissetin….

Hissetmeye şuradan başlayın.

7 düvele hükmetmiş bir imparatorluk düşünün.

Kuruluşu ve kökü daim savaş ve hoşgörü üzerine olan büyük bir kavimi gözünüzün önünüze getirin.

 

Yeni kurulmuş devletin zorlukları vardı, isyanları çoktu ama en zoru da 600 senesini tamamlamaya geldiğiniz vakit her şeyin biteceği düşüncesi sizi kaplamasıydı.

Öylesine bir hal aldı ki memleketimizi, her yeri endişe, taşı çekimser, ağacı küskün , havası kasvetli yıllarıydı  bu yıllar…

Düşmanın şahlandığı, dostların sustuğu yıllardı.

Aslında hem herkesin bildiği hem de herkesin hiç bir şey  bilmediği yıllardı.

Bir zamanlar dünyanın sultanları bizim vezirimize denk sayıldığı yıllar gitmişti, yerine sultanlarımızın hasta dendiği yıllara geçilmişti. Herkesin hor gördüğü, dışladığı, küçümsediği bir kavimdik. Boşuna mıydı bunca emek. Biz değilmiydik adalet getiren, biz değil miydik hayırlar, hasenatlar yapanlar.

Bütün dünya unutması hiç koymadı da ; hani dostlarımız sizler nasıl unuttunuz bizi

Haykırışlarımızın zirveye çıktığı yıllarda.

Aslında her şey arka arkaya gerçekleşti; önce sırasıyla isyanlar, yönetim zafiyetleri, ordunun içine giren siyaset, vasıfsız din adamları, bozuk eğitim sistemi, çözülemeyen ölümler, bilinmeyen yangılar, akıl almayan yasaklamalar.

Bunlar aslında en basitiydi.

Eski devri gitti, yeni bir devir geldi.

Üzerimize adeta ölü toprağı serpildi.

Islah çalışmaları denendi ama ne hacet bir sonuç dahi alınamadı. Sonuçta gayrimüslimlerin kararlarıydı çoğu. Nasıl verimli olacaktı ıslah çalışmaları, bizim içimizden gelen ıslah çalışmaları ya yüzeysel kaldı yada aklıselim kişiler görevlendirilmedi.

Gidiyor koskoca imparatorluk..

Fetret Devrinde yerinden kıpırdamayan balkan halkları bile zapt edilmiyor artık. Durum okadar vahim. Tez yetişmeliydi Mehdi.

Peki, o mehdi kimdi, ne zaman ya da nerede zuhur edecekti. İşte en can alıcı yere geldik.

Artık gemiyi kimse kontrol edemiyor, gemi bir o yana bir bu yana savruluyor. Bir gün bir darbe oldu.Başa Alman yanlısı Enver Paşa ve ekibi  geçmişti . İşler artık birazda Almanları istediği gibi gidecekti; ambarlarından, askeriyesine , hilafet makamına kadar artık birçok kurum ve kuruluşumuzda onların boruları ötecekti.

Olanlar bir günde oldu. İki gemi boğazı geçti ve Rus limanlarına saldırdı. Aynen böyle oldu şok. Koskoca milletin padişahının bile haberi yokken Cihan Harbine girmiştik. Padişah ayrı şok, halk zaten 1.Süleyman’dan sonra hep şok.

Cihan Harbi diyorum. Sen ben (Almanya, Osmanlı) Siz hepiniz( İngiltere,Fransa,Rusya,Yunanistan,İtalya…) Ne olacak peki şimdi?  Olacaklar belli değil mi ?

Biz ortada kaldığımız için herkes bize vuracaktı. Dost bildiklerimiz bile düşman olacaktı. Düşmanlarımız her geçen gün daha da azacaktı. Etrafımızda hiçbir kul kalmayacak, Allah ile baş başa kalacaktı Öksüz Türk. Cepheler açılmıştı hepsini kaybediyorduk. Ama direniyorduk yalan yok. Artık bıkmıştı düşman bir an önce Türk kalkmalıydı tarih sahnesinden. işte tamda bu sırada Çanakkale Cephesi akıllarına geldi. Buradan başkentte varırsak savaş direk biter dediler. Topladılar bütün şer güçlerini, gayrimüslim, Müslümanı bile kandırıp çıkardılar karşımıza. Anlatması zor ama bilmeli Türk tarihini.

Bombalandırmaların arkası kesilmiyor, tekbirler ile saldıran askerlerden geri gelen olmuyor. Gidiyor koskoca İslam, geriye kalmayacak Türkün adı. Son saldırı ve son fetih idi onlar için. Ama durun bakalım birde Allahın planı vardı.

Allah nurunu tamamlayacak sözü Kurandan çıkıp fani dünyanın içerisinde hayat bulacak ve yer yerinden oynayacaktı. Bunu da öylesine birini vesile edecekti ki ozamanlar kimse dahi akıl sır erdiremiyecekti. Bu şahıs Mustafa Kemalden başkası değildi… Artık yeleli aslanın tarih sahnesine çıkma vakti gelmişti. Düşmanın defedilip. Ay yıldız bayrağı altında cumalar cem edilmeliydi artık. İşte bu zor süreçte Allah bin kere razı olsun. Muhammed ikbal Pakistan’dan azımsanamayacak derece para toplayıp, Devletimize gönderdi. Mustafa Kemal gibi düşünen halk eşlerine son bir kez bakıp koyuldu cepheye, son mermiler, bombalara varıncaya kadar savunma cephesinde kullanılma inancı yerleştirildi yüreklere. Artık ya son şafaktı ya da daim hep karanlıktı.

Savaşımız zor ve çetin geçiyordu, imanlı bir ordu vardı lakin yönetebilecek zeki bir komutana ihtiyaç vardı. İşte bu sırada tamda Mustafa Kemal yavaştan tarih sahnesine adım atıyordu. İlk günden beri verdiği talimatların ve öngörülerinin teker teker çıkması sonucunda. Artık anlaşıldı ki tek ümit oydu. Öylesine gözlem ve analizler yapıyordu ki, şuanda bile bizleri şok etmeyi başarıyor.

Hepinizin bildiği gibi diğer süreçler birer birer gerçekleşti. Mustafa Kemale büyük yetkiler verildi. Denizlere mayınlar yerleştirildi, tekrardan keşfi yapılıp yenileri bir daha konuldu. Düşman boş gemilerle şaşırtma yapmayı denedi ama Mustafa Kemal paşa geminin ağırlık hesapları neticesi ile muhteşem bir hesap yapıp. Boş gemi bu yoksa suya sağlam batması gerekir diyip. Hepimizin bildiğimiz mevzilere askerleri konuşlandırdı. Bundan sonra savaş iki koşulda olacaktı.

İlki deniz ardından kara şeklinde olacak şiddetli bir savaş olacaktı. Denizi aşamayanlar, karadan aşmayı deneyeceklerdi ama İngiliz kralının da dediği gibi 100 yılda bir gelen bir dahi Türklerin safındaydı. Bu savaş ile Türk milletinin kolay bir lokma olmadığını bir kez daha anladılar. Çünkü Bizlerde Mustafalar tükenmez. Her doğan çocuklar Mustafa’dır bizde. Bunu bilemediler.

Aradan ,

102 yılda geçse şunu halen bilmiyorlar ki, bu millet bağımsızlığı canından çok sever. Başka milletlerin boyunduruğu altında yaşamaktansa ölmeyi tercih eder. Bu 4 Bin yıldır böyle süre gelmiş, kıyamete kadarda böyle gidecektir. Dünde böyle idik. Şimdide. Yarında böyle olacağız. Kimse ile alıp veremediğimiz yok ama devletimize göz dikildi mi Dünyayı karşımıza alacak isim ile bezendik biz, bu ismi şiirlerden değil Tanrı Dağlarından getirdik.

İşte böyle sevgili okuyucular,

Çanakkale öylesine bir gün ki her çocuğumuza okumadan, yazmadan önce öğretilmesi gerekir.

Bu savaşın içerisinden hiçbir aziz şehit ve gazi çıkarılamayacağı gibi

Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk’te çıkarılamaz.

Allah başta Mustafa Kemal olmak üzere aziz şehitlerimize ve gazilerimize rahmet eylesin.

‘’Yurtta Sulh Cihanda Sulh’’ ( Mustafa Kemal Atatürk) Daim olsun…

 

Üye Girişi yaptıktan sonra yorum yazabilirsiniz. Giriş

Turkbeleni Gazetesi